Günümüzde Oedipus : Efsane, Yapı, Düğümler

09 Mart 2019, 08:30

Etkinlik ücretsizdir.

Gün
Saat
Dakika
Saniye

GENEL BİLGİ

"GÜNÜMÜZDE OEDİPUS : EFSANE, YAPI, DÜĞÜMLER"

“Kendimde, başka her yerde olduğu gibi, anneme karşı aşk, babama karşı kıskançlık duyguları keşfettim; bu duygular, bana göre, tüm küçük çocuklarda ortak olarak mevcut.” S. Freud, W. Fliess’e mektuplar (15 Ekim 1897).

Sophokles’in Oedipus tragedyasında Freud, insana dair bir hakikat keşfetmiştir. Nevrozların yüreğindeki bastırılmış bu hakikat, evrensel ve trajiktir. 20. yüzyıl, başta Freud’un bu keşfiyle dirençle çalkalanmışsa da cinselleşmenin kavranışı kültürel olarak değişmiştir. Peki, “kadın” ya da “erkek” olmaya dair ne öğretir bize Oedipus efsanesi? Lacan’a göre, hiçbir şey! Yasak arzuyu doğurur; yasaklanan, yasaklandığı için arzulanmaktadır. Bu nedenle Oedipus, babanın ve onun arzusunun efsanesidir. Babanın bir ad olarak işlevini tanımayı sağlar: Baba-nın-Adı.

Günümüzde ise Oedipus, tutucu bir heteronormativitenin, kollektif imgesel bekçisi olarak görülmektedir. Kadınsılığın konumu üzerinden sorgulanan ataerkilliğin ve babanın çöküşü bu süreci hızlandırmıştır. Neoliberalizmle birlikte gelen modern kültürün sonu, aile yapılarını da değiştirmiştir. Cinsel kimlik ve queers meselelerinin yanı sıra küreselleşen tüketimin toplumsal bağı kırılganlaştırmasıyla artan şiddet,  kitlesel popülizm ve yaygınlaşan otoriter iktidar arayışı en temel meselelerimiz halini almıştır. Klinik, politik ve etik eksenlerde Oedipus’un bize açtığı yolun götürdüğü hakikatin, bilginin ve imkansızın statüsünü yeniden tartışmaya açacağız.

"Uluslararası Psikanaliz Kollokyumu, Istanbul Arel Universitesi Psikoloji Bolumu tarafindan duzenlenmiştir. Etkinlik ücretsizdir

Kayıt koşulu vardır. Simültane çeviri yapılacaktır."

Düzenleme Kurulu Başkanı: Dr. Öğr. Üyesi Ceylin Özcan

KONUŞMACILAR

Christian Hoffmann
Joel Birman
Moustapha Safouan
Bilgin Saydam
Dr. Öğr.
Ceylin Özcan

İstanbul Arel Üniversitesi
Nami Başer
Özge Soysal
Tristan Ayi Ajavon
Anissa Merhi
Hachem Tyal
Josiane Vidal
Aida Sylla
Agnès Bardin
Paul Lacaze

PROGRAM

09:00 - 09:30
Açılış
Ö. Şimsek - C. Özcan - C. Hoffmann - P. Lacaze
Moderatör: Ceylin Özcan
09:30 - 10:00
Christian Hoffmann
Baba-nın-Adları, yapı ve güncel öznellikler - Özet
10:00 - 10:30
Joel Birman
Çağdaş Brezilya toplumunda şiddet - Özet
10:30 - 11:00
Moustapha Safouan (Video)
Post-oedipyen Uygarlık
Moderatör : Fiona Faraci Petridis
11:30 - 12:00
Bilgin Saydam
"homo interus -ergo inquietus-": Polimitik Oedipus'un Aradalıkların "Anti-Kahramanı" Olarak Portresi - Özet
12:00 - 12:30
Ceylin Özcan
"Anatomy is not destiny": Kaygı ve kadınsı - Özet
12:30 - 13:00
Nami Başer
Oedipus’un babası queer miydi? - Özet
Moderatör: Özen Alemdar
14:30 - 15:00
Özge Soysal
Günümüzde Oedipus: son sahnesi olmayan trajedi - Özet
15:00 - 15:30
Tristan Ayi Ajavon
Kolonyal efendinin güncelliği ve Oedipyen düğümlemenin ötesinde - Özet
15:30 - 16:00
Anissa Merhi
Baba-nın-Adına savaşlar ve Lübnanlı kadınlarda dürtülerin kaderi - Özet
Moderatör: Herve Granier
16:30 - 18:00
Hachem Tyal
Ruh sağlığı alanında kürtaj hakkı. İnanç ve yasa arasında: Fas deneyimi - Özet
Josiane Vidal
Yeni klinik yaklaşımlar ve Cinselleşme - Özet
Aida Sylla
Dönüşen Toplumda Sistemik Aile Terapisi - Özet
Agnès Bardin
Oedipus Destekli Üreme - Özet
18:00 - 18:30
Kapanış

KAYIT

Yoğun ilginiz için Teşekkür Ederiz.
Kayıtlarımız dolmuştur.

Bizimle iletişime geçmek için
oedipus@arel.edu.tr
e-mail adresini kullanabilirsiniz.

Bilginize.

İLETİŞİM

İstanbul Arel Üniversitesi

Günümüzde Oedipus : Efsane, Yapı, Düğümler


Yer / Mekan
Notre Dame de Sion Fransız Lisesi
Büyük Salon

Adres
İnönü Mahallesi, Cumhuriyet Cd. No:127, 34373 Şişli/İstanbul

Telefon
0850 850 27 35

Dahili
2148

E-Mail
oedipus@arel.edu.tr

Özgeçmiş

Christian Hoffmann


  • Psikanalist, Espace Analytique (Psikanalitik Alan) ve CRPMS (Psikanaliz, Tıp ve Toplum Araştırmaları Merkezi) üyesi
  • Psikanaliz Araştırmaları Doktora Okulu Başkanı, Sorbonne Paris Cité-Paris Diderot Üniversitesi’nde psikopatoloji profesörü
  • Tongji Üniversitesi (Şanghay, Çin) misafir öğretim üyesi profesör
  • Uygarlıkta travma (2018), Lacan ve Foucault gerçeğe karşı (2018) eş yazarı
  • Beyinler ve İnsanlar (2007) yazarı
Özgeçmiş

Joel Birman


  • Psikanalist, Espace Analytique (Psikanalitik Alan) Espaço Brasileiro de Estudos Psicanaliticos (Psikanalitik Çalışmaları Brezilya Alanı) üyesi
  • Rio de Janeiro Federal Üniversitesi Psikoloji Enstitüsü profesörü
  • Rio de Janeiro Devlet Üniversitesi Sosyal Tıp Enstitüsü vekil profesörü, Brezilya Ulusal Araştırma Konseyi’ne bağlı araştırmacı, Sorbonne Paris Cité – Paris Diderot Üniversitesi beşeri bilimler çalışmaları başkanı
  • Foucault ve psikanaliz (2007), Dürtüden Kültüre (1998), Çağdaşın kartografisi: Alan, ızdırap, sıkıntı (2009). Lacan ve Foucault gerçeğe karşı (2018) eş yazarı
Özgeçmiş

Moustapha Safouan


Mısır kökenli psikanalist, 1951’den beri Lacan’ın ilk takipçilerindendir.

  • Post-Oedipyen Uygarlık (2018), Oedipyen Uygarlığa Bakış (2015), Neden Arap dünyası özgür değil ? (2008), Lacaniana I&II (2001), Söz veya Ölüm (1996), Aktarım ve Analistin arzusu (1988)
  • Rüyaların Yorumu (Freud), Othello (Shakespeare) Arapçaya çevirmeni
Özgeçmiş

Bilgin Saydam


  • İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı profesörü, psikoterapist
  • Zurih Üniversitesi nörofizyoloji doktoru
  • İstanbul Psikomitoloji Çalışma Grubu kurucu üyesi
  • Deli Dumrul'un Bilinci (2017) yazarı
Özgeçmiş

Ceylin Özcan


  • Klinik psikoloji, psikopatoloji ve psikanaliz doktoru (Paris),
  • Psikanalist Istanbul Arel Üniversitesi öğretim üyesi, lisansüstü eğitim koordinatörü
  • Galatasaray Üniversitesi Felsefe Bölümü misafir öğretim üyesi (2016/2018)
  • Sorbonne Paris Cité- Paris Diderot Üniversitesi’nde CRMPS (Psikanaliz, Tıp ve Toplum Araştırmaları Merkezi) üyesi uluslararası araştırmacı
  • AlfaPsy et WPA Psikiyatride psikanaliz şube üyesi

Araştırma alanları: Psikozların kliniği, klinik psikopatoloji, kaygı ve güncel öznellikler, freudo-lacanyen psikanaliz.

Özgeçmiş

Nami Başer


  • Türk felsefeci, yazar, şair, edebiyat eleştirmeni, çevirmen.
  • Galatasaray Üniversitesi felsefe profesörü,
  • Okan Üniversitesi Tiyatro Bölümü öğretim üyesi
  • Lacan (2012), Evsizlik Defterleri (2008) yazarı;
  • J. Genet, M. Blanchot, E. Levinas, P. Gillot çevirmenia
Özgeçmiş

Özge Soysal


Özge Soysal, Klinik psikolog, psikanalist. Doktorasını Strasbourg Üniversitesi’nde toplumsal söylemler ve kadınsı konulu çalışmasıyla tamamladı (2010). İstanbul’da çeşitli üniversitelerde klinik psikoloji ve psikopatoloji alanında dersler, süpervizyonlar ve seminerler verdi. Kültürlerarası çalışmalar üzerine birçok kolokyum düzenledi. Jacques Lacan’ın kuramına giriş, Lacan’ın yapıtını okuma seminerleri, Lacan ve Türkiye konulu çalışmalar yürüttü. S. Lesourd, J.P. Cléro, M. C. Janin, J. -D. Nasio, J.M. Quinodoz kitaplarını Türkçe’ye çevirdiği yazarlardan. 2006 yılında İPD tarafından verilen Psikanaliz yazıları özgün yazı ödülünü, 2017 yılında Psikanaliz yazıları çeviri başarı ödününü aldı. İzmir’de çalışmalarına devam etmektedir.

Özgeçmiş

Tristan Ayi Ajavon


  • Klinik psikolog, hukuk alanında ve psikiyatrik kurumlarda terapötik uygulamalar
  • EHESS & Sorbonne Paris Cité – Paris Diderot Üniversitesi Psikanaliz ve psikopatoloji araştırmaları doktora öğrencisi
Özgeçmiş

Anissa Merhi


Psikanalist, Lübnan Psikanaliz Derneği (SLP) üyesi

Özgeçmiş

Hachem Tyal


  • Psikiyatr, psikanalist, Villa de Lilas Psikiyatri Kliniği servis şefi ve kurucusu (Casablanca Beleddiyesi, Fas)
  • Alfapsy Başkanı, "CERCLE PSYCHANALYTIQUE" (Psikanalitik Çember) başkan yardımcısı ve kurucu üyesi
Özgeçmiş

Josiane Vidal


Psikiyatr, pedopsikiyatr, psikanalist, Montpellier

Özgeçmiş

Aida Sylla


Psikiyatri profesörü, psikoterapist, Dakar (Senegal)

Özgeçmiş

Agnès Bardin


Psikanalist, Çocuk ve ergen doktoru, Montpellier

Özgeçmiş

Paul Lacaze


Nöropsikiyatr, psikanalist, Kurumsal ve özel klinik uygulamaları Alfapsy kurucusu ve onursal başkanı, Montpellier (Fransa)

Baba-nın-Adları, yapı ve günümüz öznellikleri.
Christian HOFFMANN

Çev: Gizem Önen, Ceylin Özcan

Lacan, 1975 yılında, RSI (Gerçek, İmgesel, Simgesel) seminerinde, düğümün ve yapının Baba-nın-Adları tarafından tutulmasının gerekli olup olmadığını sorar. Ve bu her ne kadar zamanında böyle olduysa bile, hala böyle demek değildir. Bu da demek oluyor ki, kaçınılmaz olan ‘’ikmal’’ (suppléance) durumsal (contingent) bir hal alıyor.

Ve Lacan’ın önceden tahmin ettiği gibi, bugün hala analizde Baba-nın-Adı’na ihtiyaç duyuluyorsa da, bu, hiç de ondan vazgeçemeyeceğimiz anlamına gelmiyor. Lacan der ki, bugün hala bu kadar dayanıksız olduğumuz için tamamen Baba-nın-Adları’na asılı kalıyoruz.

Ruhsal yapının Baba-nın-Adlarına düğümlenmesi sorusunun fantastik açılımından yaklaşık 50 yıl sonra kendimize, post-modern öznel tutarsızlığımızın ne olduğu sorusunu sormalıyız.

Kısacası, günümüz post-modern dünyasında analistlere, Lacan’ın, devamında önerdiği; ‘’dönemin öznelliğine katılmak’’[1] gibi bir çalışma programı açılmıştır. Neden? : “Çünkü varlığını, yaşamlarla angaje ettiği diyalektikten hiçbir şey bilmeyecek olanı, simgesel bir hareket içinde birçok yaşamın ekseni haline nasıl getirebilirdi? O ki; Babil’in devam eden eserinde kendi döneminin onu çalıştırdığı döngüyü tanımalı ve dillerin uyumsuzluğu içindeki yorumlayan işlevini çok iyi bilmelidir”. Bununla birlikte, bu programı, gerçeğin dönüşümünü ekleyerek güncellemek gerekir. Zira, Oedipus’un evrenselliğinden, öznenin kendi gerçeğinde tökezlemesini belirten semptomların özgüllüğüne geçişilmiştir. Yeni siyasi bilimsel gerçeği de unutmadan.

Bu, post-modern öznel inşaları dönüşmekte olan bir toplumda incelediğimizi varsayar. Bu öznel inşalar birbirlerinden, hiçbir bir simgesel düzenin herhangi bir bireysel ve kolektif kimlikte birleştiremeyeceği çok çeşitli ve değişken normlarla ayrılır. Tıpkı Lacan ve Foucault’nun son öğretilerinde söyledikleri gibi, bu noktada[2] hemfikirdirler, yani bu durumsallık (contingence) konusunda.

Uzun bir süredir biliyoruz ki, psikanalitik deneyim önceki yıllarda olduğu gibi değil. Bilinmelidir ki, artık, eskisi gibi analiz etmiyoruz. Burada, Moustapha Safouan’ın “La civilisation post-oedipienne”[3] (Post-Oedipyen Uygarlık) kitabını hatırlamalıyız. Bu eserinde Safouan,  neoliberal toplumun öznelleşmenin yeni biçimleri üzerindeki etkisini tartışırken, özerk ve kendinden sorumlu bir birim olarak kavranan “birey”in neoliberal toplum tarafından, psikanalizin tanımladığı haliyle kendi sözüyle kurduğu ilişkinin izini taşıyan bölünmüş öznenin önüne geçirdiğini vurgular. Oysa bölünmüş özne demek, varlığının tanınırlığını arayan öznenin anlatım (énoncé) ve anlatı (énonciation) arasında bölünmesi demektir. Foucault, L’herméneutique du sujet[4] adlı dersinde, öznelliği, Lacan’ın psikanalizin öznesi hakkında yaptığı katkılara referans vermeden kesinlikle düşünemeyiz der. Bugün, Lacan’ın son seminerlerinin ardından, onun psikanaliz hakkında ne dediğini ve bize, konuşan varlığın esas ölçüsünü almamıza yardımcı olduğunu anlıyoruz.

Lacan, bu seminerde, toplumsal semptom ve bireysel semptom arasında ayrım yapacaktır, ki bu, şüphesiz mümkün olan en iyi olasılıklar düşünülürse, yerindedir.

Soracağımız soru şudur: Lacan’la birlikte, bilinçdışından bir zevklenme biçimi olarak tanımladığımız semptomun, bilinçdışının belirlediği haliyle en özgül olma özelliğini, bu ayrım engeller mi ?

Çağdaş Brezilya toplumunda şiddet
Joel BIRMAN

Çev: Ceylin Özcan

Bu sunumun amacı, Brezilya’da, şehir içi kamu alanında 60’lı yıllardan itibaren yerleşen şiddetin ana koordinatları ve kuvvet hatlarını belirlemektir. Brezilya toplumundaki mevcut eşitsizlikler ancak o zaman iyi şekilde hissettirilebilir, ki bu şiddet nedeniyle üretilmiş öznelleşme biçimlerini tespit etmek mümkün olsun. Böylelikle, bu öznelleşme biçimlerinden sebep, psikanalitik söylem bu sunumda ziyadesiyle vurgulanacaktır.  

"Homo interus -ergo inquietus-": Polimitik Oedipus’un Aradalıkların "Anti-Kahramanı" Olarak Portresi
Bilgin SAYDAM

Sophokles & Freud yorumunda, Oedipus ‘aradalık’ların huzursuz kahramanıdır. Çoğul bilinmezlikler ve tereddüt içindedir, ama hep davranır; aradalıklardan çıkma eylemleriyle dünyadalığını inşa eder: ‘Anti-kahraman’ olmaya umarsızca direnen ‘kahramanlık-sevdalısı’ protagonisttir. ‘Kahraman’ın açık ve net erekselliğinden, tutkulu deviniminden farklı duruş ve eylem şeması, ‘anti-kahraman’ı özdeşim açısından ikirciğe sokar. Anti-kahramanlar eylemlerinden çok, eylemsizlikleriyle, tereddütleriyle, kendilerini ve dünyayı sorgulamalarıyla müterafıktır. Sorgulamalar ‘anti-kahraman’dan, meta bakışla ‘kahraman’ çıkartacak bir dönüşümün mayalanmasıdır. Kahramanlar belki bireyi ve toplumu ‘ileri’ götürür, büyütürler; ama dönüştürenler, metamorfik dinamikleri uyaranlar, anti-kahramanlardır. Oedipus, anacıldan babacıla devinen ataerkil düzene etik payanda sağlar; eylemleri ve dönüştürücü ‘suç’un, engelleyici ‘ceza’yı içerdiğini çığıran öyküsüyle. Ancak kahramanın tohumlayacağı dönüşüm, farklı psikososyokültürel şemaya geçiş söz konusu ol(a)mamıştır; zira öyküye telâş hâkimdir: Oedipus davranmak zorunluluğunun baskısındadır. Kurban-ve-kahraman Oedipus ‘düzenin-adamı’dır. Düzen, Oedipus’(lar)a borçludur devamlılığını. Thebai’den Kolonos’a öyküsü, maternal Eumenides’lerin bağrında, paternal Zeus-Apollo-Laios’un buyruğunun şekillenmesidir. Oedipus trans-oidipal özgürleşemez: Mirası, aradalık huzursuzluğunu örten oidipal karmaşadır.

“Anatomy is not destiny”: kaygı ve kadınsı
Ceylin ÖZCAN

Oedipus’un yörüngesi, babaya dair Freudyen efsanenin yörüngesidir; bir baba ki yasaklama gücünü, ona sahip olmak/ona sahip olmamak durumundan alır. Lacan’la ve onun Freud okumasıyla birlikte, yörünge bir ad olarak babaya evrilmiştir. Böylelikle de baba gücünü, simgesel olan gücünü, metaforik işlevinden alır. Annenin arzusunu anlamlandırandır. Bu anlam verme ise, babanın, tuttuğu yerde, bilinçdışı arzusunun bölünmüş bir öznesi olarak başkası tarafından tanınmasıyla ancak mümkün olur.

Oedipus efsanesi, kadınsı üzerine bize ne öğretir? Ensest yasağından, konuşan  varlık olmaktan sebep zevkin imkansızlığına (tarih öncesi efsanevi bir zevk), öznenin yüreğinde kadınsının yeri bir delik olarak kalır. Ne anatomi, ne kültür, ne dil, ne de büyüleyici imge, şu esrarengiz soruya yanıt vermeye yetmez: Bir kadın nedir? Bir kadın ne ister?

İngiliz sanatçı Linder Sterling’in kadınsı beden imgesine dair “devrimci” eserinden yola çıkarak, post-oedipyen çağda kadınsı üzerine düşüneceğiz.        

Oedipus’un babası queer miydi?
Nami BAŞER

Çev: Ceylin Özcan

İki tespitten yola çıkacağız:

  1. Genelde, Oedipus efsanesi anlatıldığında, babasının hatası göz ardı edilir; yani onun daha önce Peloponnes kralının oğlu Chrysippos’a tecavüz ettiği hesaba katılmaz.
  2. Lacan, daha 1954’te şunun üzerinde ısrarla durmuştur: Oedipus, trajedinin anlamının git gide kaybolduğu toplumlarda güncelliğini koruyamaz. Yine aynı Lacan, bir ailede esas çocukların anne babalar olduklarını belirtmiştir.

Buradan yola çıkarak, Oedipus’un babasının gayet queer olduğunu tartışmaya açacağız. 

“Günümüzde Oedipus: Son sahnesi olmayan trajedi”
Özge SOYSAL

Trajedi, Pierre Vidal-Naquet’nin Walter Nestle’ın çarpıcı bir ifadesine başvurarak hatırlattığı üzere bir efsaneye/mite halkın gözüyle bakmaya başladığımız zaman doğar. Günümüzde terk edilmiş, eski bir anlatı biçimi olan trajedi, trajik olanın temsilinde hem birtakım karşıtlıkları (kahraman ve koro, koro ve halk, tanrılar ve halk, kolektif hakikatler ve kahramanın karşı gelişi, ölçüsüzlüğü arasında) hem de son sahnede yaptırım içeren nihai bir kararın gelişiyle atılan simgesel bir düğümü barındırır ki bu da son kertede trajedideki karşıtlıklar arasında bir bağın kurulmasını sağlayan unsurdur.

Başta Freud ve Lacan olmak üzere psikanalizin bu anlatı biçimine arzunun, yasanın, simgesel sınırların ve toplumsal bağın kurucu metinleri olarak başvurması, insan-öznenin taşıyıcısı olduğu varoluşsal bir bölünmeyi, bir diğer deyişle insanileşmenin ortak marazı olan simgesel kastrasyonu gerek metodik gerekse estetik ve etik açıdan “imkânsız” sorusuyla birlikte ele almaya izin vermesindendir.

Bir trajedi metni olarak Oidipus, psikanaliz için tutkulu bir aşk dramından her zaman daha fazlasıdır, tıpkı Antigone’nun “vahşi bir genç kız” ve “acımasız, akılcı bir kral” arasındaki bir güç savaşı anlatısından daha fazlası olması gibi. İşin aslı, hikayeler psikanalisti bir yere kadar ilgilendirir; çünkü bundan daha önemli olan, anlatının yapısal olarak nasıl kurulduğu ve sonucunda öznel-etik bir yerden simgesel olarak nasıl düğümlendiğidir. Hatırlayalım ki trajedilerin son sahnesinde karar veren merci halk, koro ya da kral değil, öznel bir hakikatin bilgisinin sorumluluğunu üstlenen kahramanın ta kendisidir. Bir diğer deyişle, bilen kişi olarak son söze sahip olan Oedipus’tur ve dile getirdiği üzere söz konusu olan artık bir hikâyenin kesin olarak kapanmasıdır.

Günümüzün yaygın söyleminden ve öznel ıstırabın dinlenildiği klinik uygulamadan yola çıkarak, ucu sürekli açık kalan hikayelerin hem bir türlü kavuşamadığı öznelliği ve adlandırmayı hem de sadece öznel bir hakikatin değil ama aynı zamanda imkansızın yeri olarak da bilinçdışının feshedilişinin yol açtığı yeni sahneleme biçimlerini ve girdikleri çıkmazları tartışacağım

Sömürgecilik prizmasında güncel efendi: Oedipyen düğümleme üzerindeki etkileri ?
Tristan Ayi AJAVON

Çev: Ceylin Özcan

Söylenen o ki çağdaş efendide sömürgecilik mevcut veya yine, kapitalizm, güncel neoliberal açılımında, geçmiş sömürgeci durumlarla bağıntısız değil. Peki, konuşan kim? Hatta öyle ki, bilinçdışının kendisi efendinin söylemine bağlı…   

Halkın yönetimi için seferber edilen iktidar teknolojileri, her ne kadar git gide sofistik hale geldiyse de, öznelerin simgesel olana bağıntılarındaki güvencesizliği örtmeye yeterli değiller. Babanın işlevindeki bu çöküşün perspektifi, aralarından giderek artan biçimde bir çoğunu, düzenlemesi zor bir zevklenmenin (jouissance) kıskacında bırakıyor. Eğer Oedipus karmaşası “arzu yapısının efsanevi biçimde örtünmesi” ise babanın anlamlandıran işlevinin soruşturulması bize ne öğretir ? Klinik çözümlemelerimizi bu değişimlere göre nasıl ayarlamalıyız?

Semptomunun yaratıcılığıyla, özne kültürdeki huzursuzluğa yanıt verir. Bu açıdan bakıldığında, simgesel aracılıkların yaygın zayıflamasını burada, kimlik söylemlerinin motifi sömürgecilik olan belirli bir türevinden, yola çıkarak sorgulayacağız. Tarihi bir hakikatin kollektif inşasının etrafındaki zaruri tartışmaların ötesinde, burada öne çıkarmayı istediğimiz, bu söylemlerin kullanımının öznel bölünmeyle ve nesneyle kurulan ilişkinin yeni çeşitlerine dair öğrettikleridir.

Söz konusu olan, bir yandan bedenlerin çoğulluğunu yığın haline getirmeye eğilimli tarihsel süreçlerle, diğer yandan bilinçdışı öznenin, bir bir, bu küresel tiyatroda zevklenmesine ilişkin unsurlar bulmasını bir arada düşünmektir. Bireysel ve kollektif olanı fazlaca şematik biçimde ayıran bu terazi oyunlarına, Lacancı topolojik yaklaşım, son derece yapıbozumcu ve uygulamada aydınlatıcı bir biçimde yanıt olur.    

Kutsal Baba-Adına: Savaşlar ve Lübnanlı kadınların dürtüsel kaderleri
Anissa El-Amin MERHI

Çev: Fiona Faraci Petridis

Simgesel, imgesel, gerçek! Hangi baba söz konusu?

Bu soruya aceleci bir şekilde cevap vermeden once, Lübnan’ın toplumsal yapısının neye dayandığını ifade eden belirli eksenlerin altını çizmek gerekir.

  1. Medeni durumlar üzerine olan yasalar – Lübnan’lı vatandaşların dindarlığına bakmaksızın – daima dini topluluklar Adıyla kayıt edilir.
  2. Bu simgesel düzen içerisinde kadınlar, adını taşıdıkları adamların kızları, kardeşleri, eşleri ve anneleri oluyorlar. Bu bağlamda, bilinçdışının öznesi, ötekinin söylemidir.
  3. Ötekinin söylemindeki kadınsı ; hristiyanlarda Meryem anadır, müslümanlarda ise; Hagar. Hagar, رجاه ; arzu eden ve Ötekinin karısına – Sara – meydan okuyan öteki kadın, İslami gelenekte adı silinen anneannedir. Onun kaderi, ikar ve reddedilme üzerine kurulmuştur.
    Bu simgesel düzen için varılan sonuç ; tüzel kişilik ve bireysel olarak “kadın yoktur”.
  4. “Politik felaketlerinden” bağımsız olarak düşünülemez olan Lübnan savaşı, bölgesel ve uluslararası saldırıları ardı ardına sıralıyor. Bu çatışmalar toplumlar arası tehditleri alevlendiriyor. Bunun sonucunda, ailelerin seferberliği olarak adlandırdığımız durum ortaya çıkıyor. Kızlar ve erkekler, farazi bir düşmandan kendilerini korumak adına, günah çıkarma topluluğunda “doyurucu bir meme/alan” buluyorlar ve bu özellikle savaş prenslerinin arasında mümkün hale geliyor. Cinsiyetler arası ayrım zamanı değil, eşitlik zamanı.
  5. Eşitlik, gerekçelerini çağdaş söylem içerisinde bulur. Sınırsız bir İmgesel. Kadınlar, fallikçe  diplomalarıyla kendilerini öne atıyorlar : başarım, cesaret, birincil statüler...vs. Ama bir çok durumda, erkeksi ve fallik arasında bir karmaşa yaşanıyor. Her seferinde, “tam olarak bu değil” dedirten, içlerinde onları aşan bir şeyler, kaynıyor.
  6. Aşkı uğruna, statüsünü kaybetmiş gerçek babayı – ona veya bir erkek kardeşe özdeşleşerek - savunmak üzere ; tecavüze uğrayabilecek güçsüz cinsiyete eşdeğer bir kadınsılığın reddi içerisindedir. Burada, kadın ve anne oluşunun Gerçeğine çarpmaktadır.
  7. Annesinin eksikliğini tamamlamak, fallüsü olabilmek üzere onun arzusunu arzulamak ; bunlar kadını çıkmaza sokan ve kendi arzusu karşısında onu hassaslaştıran sorunsallardır. Ayrıntıları ve soru işaretlerini ezen sosyal dönüşümlerle birlikte ağırlaşan bir klinik tablo içerisinde giriyoruz ve çağdaş özneyle buluşuyoruz : öznel olarak bölünmüş, bilimsel gelişmeler karşısında yabancılaşmış, batılı ama, ayrışması imkansız olan kendi kültürünün diline (Lalangue) demir atmış durumda. Bu nedenle, depresyon ve fobi olağan hale geliyor. Buna ek olarak, başka değişim ve dönüşümler de, kadının kendi önüne koyduklarını gerçekleştirmesine engel olmaktadır.

Ruh sağlığı alanında kürtaj hakkı. İnanç ve yasa arasında: Fas deneyimi.
Hachem TYAL

Çev: Ceylin Özcan

Kürtaj, yani istemli gebelik sonlandırılması hakkında konuştuğumuzda, düşündüğümüz mesele sonuçlarına bakmaksızın getirilmesi gereken embriyon/fetusa değiniyor. Ancak, onu taşıyan annenin içinde yaşayan - ya da daha çok ölen - hakkında ne söylenebilir? Ve bu anne tarafından taşınmış bu emryon/fetusun geleceği hakkında ne söylenebilir? Bu hamile kadınlar için genelde geçerlidir ancak sorun özellikle ruhsal hastalığı olan kadınlar için tartışılmalıdır. Peki bu meseleye, Kuzey Afrika toplumu olan ve islami arap kültürü içinde köklenmiş Fas’ta nasıl bakılıyor ve ne gibi bir çözüm önerilebilir? Bu çalışma, bu sorulara yanıt vermeye çalışacaktır.

Yeni Klinik Yaklaşımlar ve cinselleşme
Josiane VIDAL

Çev: Ceylin Özcan

Psikanaliz, günümüz kliniğinin yeni mizaları ve ilintili olarak tür/genre soruları karşısında nasıl bir aydınlatma sağlar?“Erkek” olma ve “kadın” olmayı belirleyen sosyo-kültürel norm olarak türe yönelik itirazlar git gide artıyor. Dil, geleneksel karşıtlıkların bu karışıklığını hesaba katıldığı yeni adlandırmalara açılıyor.

Konsültasyona gelen kişiler, “ikili-olmayan” bir kimlikle, yani cinsiyet farklılığının klasik ikili bir düzlemde sunulmasını sorgulayarak, yaygın bir kaygı, iyi olmama/hissetmeme ve ilişkisel zorluklar arkaplanıyla kendilerini tanıtıyorlar.

Kimliğe gelince belirli bir esneklik korunuyor hatta talep ediliyor: seçim yapmama seçimi. Cinselleşme-dışında, sabit bir seçim veya bi seçimi dışında kalan bir konum olabilir mi?

Tür azınlıklarının haklarının tanınması için mücadele veren feminist ve queer dernekler, süregiden toplumsal dönüşümün bir yansıması olurken, listelenen farklı kimliklere dair bir fikir veriyorlar: LGBT (lezbiyen, gey, biseksüel ve trans) kısaltmasıyla ifade ediliyorlar. Bu akronime QIA (Queer, interseks hermafrodit, aseksüel) ekleniyor. Tüm bunlar anatomik ayrıma atıf ve kültürel kalıpların ötesinde psikanalizle nasıl düşünülebilir?

Sistemik Aile Terapisi : Dönüşen Toplumda Kurumsal Bir Araç
Aida SYLLA

Afrika’da aile büyük hatta genişlemiş bir yapıdır. Yalnızca beraber yaşam ve kan bağı kriterlerine bağlı olarak tanımlanmayan karmaşık etkileşimler sistemidir.

Afrika toplumları, sabitlenmiş de değildir ve evrim becerisinden yoksun olduğu da söylenemez. Afrika toprağında öyle bir dönem yaşıyoruz ki gelenek ve modernizm karşılaşıp birbirine yaklaşıyorlar. Böylelikle de geleneklesel toplumların örgütlenmesini garantileyen ve haklı çıkaran öğeleri sorgulanmaya başlanıyor. Yeni etik, politik ve dini normların müdahalesi büyük ölçüde bu öğelerin dönüşümüne katkı sağladı diyebiliriz.

Sistemik aile terapisi, hastanın ve ait olduğu aile grubunun psikoterapötik olarak ele alınması modelidir. Bu model Senegal’de 90’lı yılların sonunda çalışılmaya başlanmıştır ve bir çok tedavi uzmanı tarafından kullanılmaktadır.

Sistemik aile terapisinin araçlarını ve kullanımını, sosyokültürel koşullarında karşı karşıya kaldıkları yeni sorunlarla ilgili aile ve çiftlere yardım etmek için betimleyeceğiz.

Oedipus Destekli Üreme
Agnès BARDIN

Çev: Ceylin Özcan

Karın ağrısından yakınan 9 yaşındaki bir kız çocuğunun klinik vaka örneğinden yola çıkarak, bir çocuk için:

  1. Anne babasının ikinci bir çocuk sahibi olma arzusundan,
  2. Tüp bebek için tıbbi yardıma başvuracaklarından haberdar olmanın olası ruhsal sonuçlarını ele alacağız.

Böyle bir durumda, Oedipus karmaşasının çözümlenmesi hala mümkün müdür?

Özne Kliniğinden Nesne Kliniğine Doğru Kayılmasına Dair
Paul LACAZE

Çev: Ceylin Özcan

Özne kliniği, açığa çıkan bilinçdışı hakikatin aracılığıyla, ancak özgül, tekil, öngörülemez, huzursuzluk uyandıran ve temsil edilemez olabilir. Her türlü direnci uyandırır. Kaçınılmaz biçimde, bazen kaybolma noktasına gelene kadar, Nesne’nin (nöronal, fizyolojik veya davranışsal nesne) kliniğine çarpar. Bu nesnenin kollektif uygulanışı daha kolay çekip çevrilir, temsil edilebilir, uygulanabilir ve kâr amaçlıdır. Kontrol edilebilir! Peki geleceğe dair ondan şüphe duymalı ve pişman mı olmalıyız yoksa onu iyice kabullenmeli ve bir nevi yetki alanı olarak mı değerlendirmeliyiz?

Dil sayesinde, Öznenin sorgulamasının yapıbozumcu karakteri, bir ızdırap olmasına rağmen, insanlık ve yaratıcılığı için bir şanstır. Buna karşın, akıl söz konusu olduğunda bilimsel gelişme tıpkı inanca gelince dinde olduğu gibi, Nesne değeri olan kollektif bir yanıt verme iddiasına kapıldığında ne ortaya çıkar? Ki bu tip yanıtlar bazen zaruri, genellikle kullanışlı ve baştan çıkarıcı olurlar. Peki ne pahasına? Öznenin boğulması pahasına. O halde Öznenin dinlenmesi ve Nesnenin ele alınışı arasındaki makul ittifak nerede bulunur?